Dünyanın “Vicdan Devrimi”ne ihtiyacı var!

First Lady'miz Sayın Emine Erdoğan ile bir kez telefonla konuştuk bugüne dek. Sosyal medyanın beni linç ettiği günlerden birinde aramış ve söze şöyle başlamıştı.
"Sizi Başbakanın eşi değil, bir kadın, bir anne olarak arıyorum.."
Dün sabah kahvemi koydum, gazeteme bakıyorum.. Birinci sayfanın en altında küçük bir anons..
"Emine Erdoğan: Dünyanın bir vicdan devrimine ihtiyacı var/ sayfa 19"
Çevirdim o sayfayı hemen ve haberi okumaya başladım.. Emine Hanım, gene bir anne, bir kadın olarak konuşmuştu. Bu defa bana değil, topluma.. Dünyaya..
Bir gün evvel, o birinci sayfayı defalarca dolduracak olaylar yaşanmıştı.
Bir defa Afrin Harekâtı.. Ve de o harekât, tek sivilin burnu kanamasın diye, büyük bir dikkat ve özenle sürdürülürken, öte yanda, daha da özenle ve önemle sürdürülen diplomasi..
Başbakan Berlin'de Merkel'le görüşüyordu, Milli Savunma Bakanımız Amerikan Milli Savunma Bakanıyla ve Amerikan Dışişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul ediliyor ve 3.5 saate yaklaşan bir ayrıntılı, çok ayrıntılı görüşme yapıyorlardı. Hepsi ayni günde.
Ortadoğu'da çözümü arıyordu dünya.. En çok da biz!. Bir yandan en uzun Güney sınırlarına terör örgütlerinin yerleşmesini önlemek, bir yandan evlerinden, barklarından kaçmaya mecbur kalarak, ülkemize, bize sığınan 4 milyona yakın mültecinin, vatanlarına, yuvalarına dönmelerini sağlamak için tüm yolları kullanan biz..
Emine Hanım konuşmasında "Çözüm"ün yolunu gösteriyordu işte.. Açık ve net!..
"Dünyanın vicdan devrimine ihtiyacı var.."
Asker, ya da diplomat değil, "Kadın ve anne" olarak konuşmuştu Emine Hanım!.
"Suriye'de yaşanan sorunların temeli ne siyasi ne de politiktir. Ahlaki bir meseleyle, 7 yıldır kadınları evsizliğe, çocukları ana babasızlığa, insanları vatansız kalmaya mecbur bırakan bir dünya düzeniyle karşı karşıyayız" diyordu.
"Yerkürenin bir devrime ihtiyacı var. İnsanlığı düştüğü yerden kaldıracak bir vicdan devrimi yapmak durumundayız. Uluslararası kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve devletler olarak alarm çalan sorunlar etrafında buluşmalıyız" diyordu.
"Bir zamanlar evinde, mahallesinde, şehrinde, ülkesinde huzur içinde yaşayan Suriyeli kardeşlerimin bugün farklı coğrafyalara göç etmek zorunda kalmasına, ben bir anne olarak razı olamıyorum. 5-6 yıldır 4 milyona yakın mülteci kardeşimizi ülkede misafir ediyoruz. Dünyada ezber bozan bir insani yardım faaliyeti sürdürüyoruz. Ülkemizde doğan 150 binden fazla mülteci çocuğun kayıp bir nesil olmasına asla göz yumamayız" diyordu.
Dünya Emine Hanım'ın dediği "Vicdan devrimi"ni yapabilir mi?.
Dilerim yaparlar.. Göçün acısını en çok kadınlar ve çocuklar çekiyor. Görüyor, biliyoruz. Türkiye'de doğan 150 bin çocuk var.. Göçenlerle beraber milyonu aşarlar..
Bu çocuklar "Kayıp nesil" mi olacak, dünya?.
Türkiye 4 milyonu kucakladı.. Geri kalan dünya, hani o gelişmiş ülkeler, hani o ekonomi devleri ne yapıyorlar peki?.
Amerika'da bir okulu bir eski öğrenci bastı, 17 çocuk öldü, tüm dünyada 1 numaralı haber oldu.
Peki milyonla Suriyeli çocuğun perperişan yollara düşmesi, insan kaçakçılarının kurbanı olması, nehirlerde, denizlerde onlarla, yüzlerle boğulup gitmesi ne oluyor?.
17 değil, 1, tek bir çocuk bile kıymetli.. Kim itiraz edebilir..
Ama, bugünün dünyasında, 17 Amerikalı'nın, 17'de biri değerinde değil, bin, on bin, yüz bin, milyon Suriyeli çocuk..
Bu bir ahlak olayı, bu bir vicdan olayı değil mi, gerçekten?.
Bu dünyanın gerçekten bir "Vicdan Devrimi"ne ihtiyacı yok mu?.
Türkiye Cumhurbaşkanı'nın eşi Emine Erdoğan'ın değil, bir kadının, bir annenin çığlığına kulak verir mi bu Dünya!.

YORUM EKLE